Şehnaz makamı yanık gelir insana. Bu yanıklık da hicazdan gelmektedir. Hicaz makamını içinde barındıran bir makamdır. Hicazın yanıklığının şâhı, daha da çarpıcı hale gelmiş halidir. Zaten hicaz makamı hangi makamın içinde bulunmuşsa o makam bambaşka bir hüviyete bürünüyor, yanıyor, çarpıcı hale geliyor. Şehnaz, yani nâzın şâhı olan bir makam; nazenin ve nadide. Eskiler padişah makamlar dedikleri makamları sıralıyorlar, onlar arasında şehnaz da var. Çünkü bunlar çok parlak ve çok saltanatlı, ihtişamlı, şûhane makamlar oluyor. Eğer şehnaz makamı hatırlanmak isteniyorsa Bayburtlu Zihni’nin güftesini yazdığı “Vardım ki yurdundan ayağ göçürmüş” adlı şehnaz divânı hatırlanabilir. Şehnaz âleminde ışıltı çoktur. Bir makamı anlayabilmek için asıl o makamda kaybolmak gerekir her şey gibi. Çünkü içimizde olmayan şey dışımızda da yoktur. Dışımızdaki bir sesi tanımak için içimizde o sesin olması gerekir aynı usûller gibi. İnsan içinde onsekizbin alemi taşıyan bir varlık. Sonsuz çeşitliliği ve çeşniyi taşıyan bir varlık. Makamlar da içimizde aynen bu alemlerin her biri bir remzi gibi yer alıyor. Şehnaz da onlardan birisi. Makamları içselleştirmek, özümsemek aslında dışımızdaki makamla buluşmak anlamına geliyor. Bir de bunu güzel ağızlardan dinlemek gerekiyor. Böylece o makam içimizdeki yerine geliyor ve oturuyor. Şehnaz makamının feryat makamı olduğunu Güftesi Aziz Mahmud Hüdayi’ye Bestesi Dellalzade İsmail Dede Efendi’ye ait çok derûnî ilahi anlatmaktadır. Derdi olmayan söylemez, çağrışmaz, figan etmez, nâle etmez, feryat etmez. Şehnaz her ne kadar naz ile ilgili olsa da, nazın bir kısmı da dert ile ilgilidir. Nazlı niyazlar kendisini bu makamda bulur.

Bir nev-civana dil müptelâdır
Hem vâre kârı lütfu vefâdır
Meftûnu olsa âlem sezâdır
Nâzik tabiat bir dil-rûbadır

Beste: Sultan III. Selim (İlhâmî)
Güfte: Enderûnî Vâsıf
Makam: Şehnaz
Usûl: Aksak

Kemani Ali Ağa’nın Şehnaz Peşrevini dinleyiniz: