Padişah olarak şanssız ama sanatkar olarak şansının doruğuna erişmiş olan Sultan III. Selim 1761 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. İnce, hassas ve sanatkar ruhlu annesi Mihrişah Sultan’a pek benzeyen Selim, şehzadeliği sırasında musikiyle uğraşmaya başladı. Kendisinin ilk musiki hocası Kırımlı Hafız Kamil Efendi’dir. Kısa zamanda musikide büyük ilerlemeler gösteren Selim genç yaşta sanatında olgunlaşmış, kendine has, zarif ve renkli üslubuyla birbirinden güzel eserler vermeye başlamıştır. Türk Musikisine kazandırdığı ölmez eserlerin yanı sıra bulup geliştirdiği yeni makamlarla da büyük bir üne kavuşan Sultan Selim tam on dört yeni makamın sahibidir. Bunlar arasında Acembuselik, Nevabuselik, Pesendide, Evcara, Şevkefza ve Suzidilara’yı sayabiliriz.

Bestekar Padişah bunların arasında Suzidilara makamında bestelediği eserleriyle daha çok anılmaktadır. III. Selim Kırımlı Ahmet Efendi’den sonra zamanın ünlü saz eseri bestecisi Tanburi İsak’tan da yararlanmış ve tanbur çalmasını öğrenmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun en buhranlı günlerinde hükümdar olan III. Selim, İmparatorluğunun sayısız dertleriye uğraşmak zorunda kalmıştır. Belki de devlet işlerinin zorluklarıyla yüzyüze olmasaydı bu büyük sanatçı musiki dünyamızda daha gösterişli bir şekilde taht kurabilirdi. Sert ve devlet idaresinin sırasında acımasızlığı gerektiren yaradılışa sahip olamayan III. Selim, zarafeti, nezaketi ve ince ruhlu tipik bir sanatkardı. Güzel sanatların bazılarıyla çok yakından ilgilenmiş, özellikle hattatlık, şairlik ve bestekarlık konuları III. Selim’in başarılı yönleri olmuştur. Gerek icracı, gerek bestekarlar yönünden III. Selim Devri bir bakıma Klasik Türk Musikisinin en parlak devridir. Zira Sadullah Ağa, Tanburi İsak, Numan Ağa, Hızır Ağa, Arif Mehmet Ağa, Dede Efendi, III. Selim Devrinde musikimize şaheserler kazandırmışlardır.

Bestekar padişah III. Selim’in bir başka özelliği de büyük bir sanatkar koruyucusu olmasıdır. Özellikle musiki hocalarına karşı çok saygılı davranır, gönüllerini alırmış. Bir gün sarayda yapılacak olan küme faslına zamanında gelmeyip geç kalan Tanburi İsak’ı harem ağaları içeri almak istememişler ve kendini azarlayıp kalbini kırmışlar. Perde arkasından olanları gören padişah hemen kalkıp harem ağasını “Senin gibi binlercesini bulurum ama İsak gibi Üstadı nerden bir daha ele geçiririm.” diye azarlayıp hocası İsak’ın da gönlünü almıştır.

III. Selim besteciliğinde kendine has bir üslubu, akıcı ve renkli nağmeleriyle dikkati çekmiştir. Musiki tarihimizde bu dönemle bu şekli uygulamasına III. Selim Ekolü denilmektedir. Klasik Türk Musikisinin önde gelen bestekarlarından olan III. Selim aynı zamanda iyi bir şairdi. Şiirlerini İlhami mahlasıyla yazmış ve İlhami Divanı adlı divanında toplamıştır. Şiirleri her bakımdan Divan Edebiyatının güzel örnekleri arasındadır. III. Selim’in sözlü eserlerindeki güfte beste uyumu, seçtiği güftelerin pek güzel olması onun şairlik yönünün ağır basmasından ileri gelmektedir. Sözün kısası III. Selim iyi bir şair, ölmez eserler vermiş büyük bir bestekardır.

III. Selim belki de hiçbir padişaha ve ünü büyük bestekarlara nasip olmayacak ölçüde alçak gönüllüydü. Çoğu zaman eserlerinin zamanın musikişinasları tarafından iyi ve kötü yönleriye incelenmesi ister ve onların fikirlerine büyük incelikle katılırdı. Ahmet Rasim, Osmanlı Tarihi adlı eserinde bu konu için şöyle diyor: “Selim, halis musikideki dehasına rağmen eserlerinin tenkit edilmesinden memnun olur, varsa hataların söylenmesini istermiş. Bir gün Şevkitarap faslı geçilirken bu makamdaki bestesinde usul değiştirilirken geleneğe uyulmadan asma karar verilmeden yapılması Musahip Ahmet Ağa tarafından tenkit edilmiş, bunun üzerine padişah, ‘doğrusu bunun ben de farkındaydım; lakin o nağmelerin başka bir şekilde meydana getirilmesi mümkün olmadı. Mamafih, tenkitiniz beni ziyadesiyle memnun etti.’ diyerek bir kez daha tevazusunu ortaya koymuştur.

Amcası I. Abdulhamit’in ölümünden sonra tahta çıkan III. Selim Avrupa ve İmparatorluğun içinde pek çok sosyal çalkantının bulunduğu bir dönemde saltanatını sürdürmüştür. İçeride isyanlar, dışarıda büyük devletlerle sürüp giden savaşlar ve mali sıkıntılar… Bu yüzden çeşitli ıslahat hareketlerine girişen III. Selim Nizam-ı Cedit adlı düzenli ve modern yeni bir ordu kurup Avrupa’dan öğretmenler getirtti. Selimiye Kışlasını yaptırıp idari alanda yeni bir anlayışı gerektiren uygulamalara başladı; ancak bunlardan rahatsız olan bir grup 1807’de III. Selim’i tahttan indirdiler. Bir yıl sonra da, ney üfleyip musiki meşk ettiği bir sırada padişahın adamları tarafından katledildi. Yirmi yıla yakın bir süre, çeşitli dertleri olan bir imparatorluğu yönetip bu arada musikimize de birbirinden güzel eserler veren Selim öldüğünde kırk yaşındaydı. Dini ve din dışı çeşitli formlarda eserler besteleyen III. Selim’in elimizde altmışın üzerinde eseri var. Bunlardan bir tanesi Suzidilara makamında Mevlevi Ayini olup diğerleri peşrev, saz semai ve din dışı çeşitli söz eserleridir.

Musikişinas kime denir” adlı yazıyı okuyabilirsiniz.